, , ,

Hazırlan / Get Ready 

Avusturya Austria, 1’, Renkli Colour, 35mm, 1999

Sanatçı / Artist: Peter Tscherkassky

Dünya Hakları / World Sales: Sanatçıya ait Courtesy of Artist

Uzun bir metrajlı bir filmden buluntu film. Tscherkassky, pastoral bir deniz sahnesinden, geceleyin süratli giden bir araba sahnesine geçiyor. Cisimlerin, nesnelerin ve duyuların radikal hareketleri sinemanın gücünü sergiliyor. (VIENNALE Kataloğu 1999)

Found footage from a feature film. From an idyllic scene at the sea Tscherkassky moves to a speedy car driving by night. The radical movement of objects, bodies and senses illustrates the power of cinema. (VIENNALE Catalogue 1999)

Peter Tscherkassky

1958 Viyana, Avusturya doğunlu. 1979-84 yılları arasında Berlin’de yaşadı. Felsefe öğrenimi gördü. Viyana’da ve yurt dışında çeşitli uluslararası festivaller ve film turneleri düzenledi. 1984’den beri avangart sinema tarih ve kuramı üzerine dersler verdi ve yayınları çıktı. 1993 ve 1994 yıllarında, senelik düzenlenen Avusturya’daki “Diagonale” Film Festivali’nin sanat yönetmenliğini yaptı. “Peter Kubelka” (1995; Gabriele Jutz ile beraber) ve “Film Unframed: A History of Austrian Avant-Garde Cinema” (2012)” kitaplarının editörlüğünü yaptı.

Born in 1958 in Vienna, Austria. Lived in Berlin 1979-84. Studied philosophy. Organized several international avant-garde film festivals in Vienna and film tours abroad. Since 1984 numerous publications and lectures on the history and theory of avant-garde film. 1993 and 1994 artistic director of the annual Austrian film festival “Diagonale”. Editor of the book “Peter Kubelka” (1995; with Gabriele Jutz) and “Film Unframed. A History of Austrian Avant-Garde Cinema” (2012). Films since 1979. Recent book: Alexander Horwath, Michael Loebenstein (Ed.)

, , ,

Sapık / Psycho

Avusturya, ABD Austria, USA, 1’, Renkli Colour, 35mm, 1997

Sanatçı / Artist: Bruce Baillie

Dünya Hakları / World Sales: Sanatçıya ait Courtesy of Artist

Martin Arnold, Alfred Hitchcock’un efsanevi gerilim filmi Sapık’ın duş sahnesinin bir bölümünü, yorumlayarak ve dijital dokunuşlarla yeniden oluşturarak, uyarladı. Ortaya çıkan sonuç kısa olmasına ragmen yoğun bir modern estetik eser. Temel olarak yoğunluğa ve eksiltmeye adanmış eser, sinematik anlatımı tüm boyutlarıyla sinematografik ve estetik bir mizansen olarak görselleştiriyor. Aynı zamanda, geleneksel sinematik formların uyarlamalarının da gerilim, heyecan ve haz verebileceğini gösteriyor.

Martin Arnold has adopted a fragment from the shower scene of Alfred Hitchcock´s legendary thriller Psycho, rendering and composing it anew with the possibilities of digital retouching. The result is a short yet intense piece of contemporary aesthetics. Devoted mainly to density and omission, it visualizes the cinematic narrative on all its levels as a cinematographic and aesthetic mise-en-scène. Simultaneously, it reveals that a resolving adaptation of traditional cinematic forms can also create suspense, excitement and pleasure. 

Martin Arnold

Martin Arnold 1959’de Viyana’da doğdu. Viyana Üniversitesi’nde Psikoloji ve Sanat Tarihi eğitimi aldı. 1987’den beri serbest filmcilik yapmakta. Sixpack Film’in kurucu üyesi. Viyana’daki çeşitli avangart film festivallerinin organizatörü. 1990’da Amerikan Sinematek’inde Avusturya avant-garde filmleri seçkisinin sunucusu. 1993 yılından beri Amerika’da  çeşitli üniversitelerde (Milwaukee, San Francisco, …) ders vermekte.

Martin Arnold born 1959 in Vienna. Studied Psychology and Art History at Vienna University. Free-lance film maker since 1987. Founding member of Sixpack Film. Organisor of several avant-garde film festivals in Vienna. Presentation of a selection of Austrian avant-garde films at American cinematheques in 1990. Since 1993 teaching at various American Universities (Milwaukee, San Francisco, …)

, , ,

Pietà 

Avusturya, ABD Austria, USA, 1’, Renkli Colour, 35mm, 1998

Sanatçı / Artist: Bruce Baillie

Dünya Hakları / World Sales: Sanatçıya ait Courtesy of Artist

Sahneler, son fılmimin ulaştığı sonucun birer dakikalık sıkıştırılmış versiyonları. Bir meleğin anıları. Aralaında kızım Wind Baillie’nin de bulunduğu, çocukların sahneleri yakın zamanda Filipinler’de çekildi. Kuşlar Washington State’deki evimizin ordan. Eşim Lorie ve oğlum Keith-Kenneth’in de yer aldığı neticelendirci Pietà, buradaki plajda kaydedildi. Günün son ışığında: “Te lucis ante terminum.” (Bruce Baillie).

These scenes are a one-minute, condensed version of the conclusion to my last work, Memories of an Angel. The scene of children was shot in the Phillipines recentely, including my daughter, Wind Baillie. The birds, near our home in Washington State. The concluding Pietà, with my wife Lorie and son, Keith-Kenneth, was recorded at the beach here. All the last light of day: “Te lucis ante terminum.” (Bruce Baillie)

Bruce Baillie

1931, Aberdeen, Güney Dakota doğumlu Bruce Baillie, Amerikalı sinematik sanatçısı ve San Francisco’daki Canyon Sinema’nın kurucuları arasındadır. 1961’de, Baillie, kendisi de sinematik sanatçısı olan dostu Chick Strand ve diğerleriyle San Francisco Sinematek’ini kurdu. Eserlerinden bazıları şunlardır: Quick Billy, To Parsifal, Mass for the Dakota Sioux, Castro Street ve sinema filmleri Valentin de las Sierras, Roslyn Romance ve Tung. 1991 yılında Amerikan Film Enstitüsü’nün Maya Deren Bağımsız Film ve Video Sanatçısı ödüllerine layık görülmüştür.

Bruce Baillie (born in 1931, Aberdeen, South Dakota) is an American cinematic artist and founding member of Canyon Cinema in San Francisco. In 1961, Baillie, along with friend and fellow cinematic artist Chick Strand, among others, founded San Francisco Cinematheque. His body of cinematic work includes such as Quick Billy, To Parsifal, Mass for the Dakota Sioux, Castro Street, and the motion pictures Valentin de las Sierras, Roslyn Romance, and Tung, among many others. In 1991 he was the recipient of AFI’s Maya Deren Independent Film and Video Artists Award. 

, , ,

Film / Konuşmalar / Çok / Diller / Film / Spricht / Viele / Sprachen / Film / Speaks / Many / Languages

Avusturya Austria, 1’, Renkli Colour, 35mm, 1995

Sanatçı Artist: Gustav Deutsch

Dünya Hakları / World Sales: Sanatçıya ait Courtesy of Artist

Fransızca ve Arapça altyazılı bir Hint uzun metrajlı filminin toplamda 39 kısmından 21’i Kazablanka’da bulunur ve bir dakikalık tarih yeniden şekillendirilir. Film dört kısımdan oluşmakta – atlıaraba, havuz, benzin istasyonu ve bar – ve aşk, kıskançlık, suç ve ticaret temalarını işlemektedir.

With 21 fragments (out of 39 in all) of an Indian feature film with French and Arabic subtitles, found in Casablanca, the history of one minute was (re)constructed. The film comprises four sections – the horse-drawn carriage, the swimming pool, the filling station and the bar – and looks at the themes of love, jealousy, crime and trade.

Gustav Deutsch

Gustav Deutsch, Avusturyalı filmci ve sanatçıdır. Mimarlık eğitimi  almış olan Deutsch, 80’lerin sonunda sinema ve sanat alanlarına yönelmiş ve “buluntu film” (found footage) film tekniğinin en önemli uluslararası temsilcilerinden biri olmuştur. Avrupa ve Amerika’daki film arşivleriyle (ör. Hollanda Film Müzesi, Portekiz Sinematek’i, Kraliyet Savaş Müzesi, Bolonya Film Arşivi, Ulusal Sinematografi Merkezi, Kinsey Enstitüsü, Avusturya Film Müzesi, Avusturya Film Arşivi) büyük işbirliğiyle gerçekleştirilen ve orta format film (medium film) fenomeni üzerine olan  FILM IST. üçlemesi, uluslar arası film festivallerinde gösterilmiş ve sergilerde yerleştirme formunda sergilenmiştir.

Gustav Deutsch is an Austrian filmmaker and artist. Trained as an Architect, he moved to film and art in the late 80ths, and became one of the leading international filmmakers working with Found Footage. His trilogy FILM IST., on the phenomenology of the medium film, realised in close cooperation with European and American film archives (e.g.Netherlands Film Museum, Cinemateca Portuguesa, Imperial War Museum, Cineteca di Bologna, Centre National de la Cinematographie, The Kinsey Institute, Österreichisches Filmmuseum, Filmarchiv Austria, a.o.), has been shown widely at international film festivals, and in exhibitions in the form of installations.

, , ,

Film Filmden daha fazladır / Film ist mehr als Film / Film is more than film

Avusturya Austria, 1’, Renkli Colour,  35mm, 1996

Sanatçı Artist: Gustav Deutsch

Dünya Hakları / World Sales: Sanatçıya ait Courtesy of Artist

“Film, bir hatundur ve bir silahtır” : Elisabeth Büttner geçen seneki VIENNALE’in fragmanını gördüğünde, Godard’ın sözlerini hatırladı ve bir kritikte bununla ilgili yazdı. Bu bana, filmle ilgili, benzer şekilde azaltılmış ve mutlak teoriler, formüller ve sloganlar arayışına girme fikrini verdi. Bu sloganladan 24 tanesi ve bunlara eşlik eden, film müziklerinden 2’şer saniyelik 24 “alıntı“ ve bunları sekteye uğratan, FİLM FİLMDEN daha fazladır ifadesiyle bezeli 24 karelik göz hareketi.

“A film is a girl and a gun”: When Elisabeth Büttner saw the trailer of last year´s VIENNALE, she remembered Godard´s words and wrote about them in a review. This gave me the idea of searching for similarly reduced and absolute theories, formulas and slogans about film. 24 of those slogans, accompanied by 24 2-second-long “quotes” from movie soundtracks, interrupted by 24 frames of eye movement, framed by the phrase FILM is more than FILM.

Gustav Deutsch

Gustav Deutsch, Avusturyalı filmci ve sanatçıdır. Mimarlık eğitimi  almış olan Deutsch, 80’lerin sonunda sinema ve sanat alanlarına yönelmiş ve “buluntu fılm” (found footage) film tekniğinin en önemli uluslararası temsilcilerinden biri olmuştur. Avrupa ve Amerika’daki film arşivleriyle (ör. Hollanda Film Müzesi, Portekiz Sinematek’i, Kraliyet Savaş Müzesi, Bolonya Film Arşivi, Ulusal Sinematografi Merkezi, Kinsey Enstitüsü, Avusturya Film Müzesi, Avusturya Film Arşivi) büyük işbirliğiyle gerçekleştirilen ve orta format film (medium film) fenomeni üzerine olan  FILM IST. üçlemesi, uluslar arası film festivallerinde gösterilmiş ve sergilerde yerleştirme formunda sergilenmiştir.

Gustav Deutsch is an Austrian filmmaker and artist. Trained as an Architect, he moved to film and art in the late 80’s and became one of the leading international filmmakers working with Found Footage. His trilogy FILM IST., on the phenomenology of the medium film, realised in close cooperation with European and American film archives (e.g.Netherlands Film Museum, Cinemateca Portuguesa, Imperial War Museum, Cineteca di Bologna, Centre National de la Cinematographie, The Kinsey Institute, Österreichisches Filmmuseum, Filmarchiv Austria, a.o.), has been shown widely at international film festivals, and in exhibitions in the form of installations. 

, , ,

Kıpkısa Filmler / Short Short Films

“Kıpkısa film” kısa filmin bir alt türü, 1-2 dakikalık uzunluktaki filmlere verilen bir ad. Genelde aslında kısa öykü literatüründen apartılmış kavramlar kullanılıyor bu türü tanımlanırken; anlık film, kıpkısa, küçerek, minik, sımsıkı, mesel film, çok kısa film, minimal film, minyatür film. Bir tür imaj tasarrufu olarak ortaya çıkıyor. 1920’lerin Hans Richter, Laszlo Moholy-Nagy gibi Avangard sinemacıları soyut, ritmik imaj üretiminde kıpkısalık formunu bir strateji olarak kullandılar. Jean Epstein’ın Saf sineması, sinemanın ilk yıllarındaki tiyatrosuz, hikayesiz kısa anlatıya geri dönmeyi öneriyordu. Aynı zamanda 1960’ların “az çoktur” mottosunu sanatın çıkış noktası yapan minimalist sanattan etkilenmiş bir tür. Yani az imaj çok katmalıdır, çok anlamlıdır, çağrışıma, anlamlandırmaya daha açıktır aslında diyor. Bir yoksunluk eksiklik değil, çok olanı azla yapmak, saf akla hitap etmek gerekiyor. Kıpkısa film tek bir etkiyi hedefliyor, bir yoğunluk, birden bir aydınlanma rejimini, bir çığlığı, bir duygunun üretimini, azla çoğu harekete geçiriyor. Başı sonu olmayan bir anlatı. Anlatının başı ve sonunun tamamlanmasını alımlayıcıya, izleyiciye bırakıyor. Sanki uzun bir filmden makasla kesilip çıkartılmış. Ortada. Arada. Başlangıçlar ve sonları değil, şu Deleuzecü arada olma hallerini üretiyor. Bir giriş olabilir, ama başlangıç değil. Ne başlangıç, ne de erek veya telos. Bir neticeye bir amaca ulaşmak değil. Başlamak veya gitmek bir şeyin sonuna doğru. Rizom, köksap. Ara-oluş. İntermezzo. Merkezsizlik. Ortada bir son yok. Bir tür imajın sıfırlanması.  Filmin reklam, klip, tanıtım filmi gibi ticari türlerine onların kısa, hızlıca anlatım, çarpıcı imaj üretim rejimlerine, hemen tüketilen fast food anlatılarına yerleşerek eleştirel bir müdahale bulunuyor. Aforizma gibi çalışan bir tarafı da var. Bir tür düşünce fragmanı. Vazetmez, nasihatte bulunmaz, karakter geliştirmez, izleyiciyi bir yere taşımaz, diyalogsuzdur, imajlarla düşünür. Kıssa değildir. Anti-anlatıdır. Deneysel sinema kısalık fikrini tek bir kareye, 1/24 saniyeye kadar geriletmişti. Kurt Kren’in 1983’de yaptığı tek karelik, 1/24 saniyelik “Yok film”i (No Film) mesela. Agamben’in Debord sineması için yazdığı gibi “gösterilemez, ya da dile getirilemez olanın, bir şekilde söylenemezi söylemenin içinde göründüğünü” söylemişti. Benjamin’in dediği gibi her imajın sığınağı olan bu “imajsız”ı görülmeye-bırakan bir imaj. İmajı yok olana kadar geriletmek yani imajsızlık: işte kıpkısalığın, kıpkısa filmin etiği ve siyaseti burada başlar. Büyük sinema yaratıcıları da zaman zaman bu türü ziyaret etmişler. Godard’ın Avrupa’nın ortasında gerçekleşen Saraybosna kıyımı üzerine bir Batı eleştirisi yaptığı tek bir fotoğraftan, fotoğrafın yakın çekimlerini birleştirerek trajedinin bütününe vardığı 1993 tarihli 2 dakikalık filmi “Selam Sana Saraybosna”, Kluge’nin 2006 tarihli ekranlı bölerek buluntu görüntülerle yaptığı 1’er dakikalık 10’nun üzerinde bir dizi eleştitirel karalama filmi ilk aklıma gelenler. Politik eleştiri, buluntu görüntü kullanımı, karalama film stratejileri bu türün imaj rejimini, film yapma pratiğini oluşturuyor. Viennalle, 1995 yılında birazda Godard’ın Saraybosna filminin ilhamıyla her sene bir yaratıcı yönetmen, deneysel filmciye 1’er dakikalık film yapmayı önererek günümüze kadar gelen böyle bir film üretim alanının, biçiminin tekrar harekete geçmesine vesile oluyor. Festivalin tanıtım teaser gibi değil, kendi reklamını, jenerikte logosunu falan kullanmadan, festival fragmanı olarak düşünülmeden yapılan yaratıcı bir girişim bu. Jean-Luc Godard’dan Jonas Mekas’a, Agnes Varda’dan, Chris Marker’a, Ken Jacobs’dan Stan Brakhage önemli film yaratıcılarının ürettiği 1 dakikalık ev filminden, siyasal deneme filmine, minimal çalışmalardan, müzik videosuna, soyut filmden buluntu filme bir çok anlatı rejimini dolaşan kıpkısa, ufuk açıcı sinema fikirleri.

Ege Berensel

 “Short short film” is a subgenre of short film with lengths of 1-2 minutes. Mostly, concepts adapted from short story literature and poems are used when defining this subgenre; flash film, shorty short, tiny, tight, parable, short short, minimal and miniature. Some kind of saving on image. 1920’s avant-garde filmmakers such as Hans Richter, Laszlo Moholy-Nagy, used the short short form as a strategy for rhythmic image production. Jean Epstein’s Cinema Pur, was suggesting returning back to the play-less story-less short narration of the very first years of cinema. At the same time, it is a subgenre inspired by the minimalist art which makes the 1960’s motto “less is more” the origin of art. So it says, less image is multi-layered and has multi-meanings; more open to connotation and explanation in facts. This deficiency is not an insufficiency; one needs to achieve more with less and needs to address to the pure mind. Short short film aims a single effect, it triggers an intensity, a sudden regime of enlightenment, an outcry, generation of an emotion, many with a few. A narrative without a beginning or an end. It leaves the completion of the beginning and the end to the viewers. It seems as if it was cut out from a feature. From its middle. In between. Nor its beginning neither its end; it yields those Deleuzian states of being in between. It can be an introduction, but not a beginning. Neither a beginning nor a goal or a telos. Not reaching a conclusion or a goal. To start or to go towards something’s end. Rhizome, rootstalk. Intermediate. Intermezzo. Decentralization. There is no ending. A kind of image reset. It poses a critical intervention by sitting on the commercial type of films such as adverts, video clips, trailers, on their short, fast-paced, striking image producing regimes and on their quickly consumed fast food narrations. A kind of thought trailer. It does not preach or give advice, it does not develop characters or convey the viewer to anywhere, it has no dialogues, it thinks through images. It is not parable. Anti-narration it is. Experimental cinema downgraded the idea of short to a single frame, which is 1/24th of a second. Kurt Kren’s 1983-made, 1/24 second-long single frame, No Film, for instance. It told “the unshowable or the ineffable can be seen through telling the unspeakable” just like Agamben wrote for Debord’s cinema. As Benjamin said, this image is the haven of every image which lays “the imageless” on our eyes. Downgrading the image until it disappears, i.e. becoming imageless: here is where the ethics and politics of short short film starts. The masters of cinema did also visit this genre from time to time. The first things that come to mind are, Godard’s 1993, 2 minutes long Bridges of Sarajevo, which is a western criticism on the Sarajevo massacre that took place in the middle of Europe, consisting of a single photograph, and the combination of close-ups of that photograph which presents the whole tragedy and Kluge’s 2006 critical scratch film made up of split screen images of more than 10, 1-minute-long found footages. Political criticism, utilisation of found footage and scratch film strategies forms the image system and filmmaking practice of this genre. In 1995, Viennalle, inspired from Godard’s Sarajevo film and offered the chance of making 1 minute films to creative directors and experimental filmmakers each ongoing year, carrying such area of film production to present day and stimulating it. It is not like the promotion teaser of a festival, it is a creative approach, without utilising its own publicity, without placing its logo during credits or without the need of a festival trailer. Short short, 1-minute-long seminal cinema ideas, including a wide range of narrative styles of homemade films, political essay films, minimal works, music clips, abstract films and found footages, made by the prominent film creators such as Jean-Luc Godard, Jonas Mekas, Agnes Varda, Chris Marker, Ken Jacobs and Stan Brakhage.

Ege Berensel

, , ,

Belleklerdeki Sinema: Seyircinin Sergisi / Cinema in Memories: Audience’s Exhibition

Belleklerdeki Sinema sergisi, 115K269 No’lu Kültürel ve Toplumsal Bir Pratik Olarak Sinemaya Gitmek: Türkiye’de Seyirci Deneyimleri Üzerine Bir Sözlü Tarih Çalışması başlıklı TÜBİTAK projesi kapsamında Türkiye’de 1960-1980 yılları arasında sinemaya gitmiş seyircilerle yapılan sözlü tarih görüşmelerine dayalı olarak tasarlanmıştır. Halen İstanbul, Ankara, Antalya ve Kocaeli’nde yaşayan, Yeşilçam olarak adlandırılan dönemde sinemaya gitmiş yüz kadın ve erkek ile yapılan görüşmeden seçilen anılar, anlatılar ve görsellerden oluşan sergi, seyircilerin belleklerinde sinemanın yerini araştırıyor.

Sinema, yalnızca filmlerden ya da yönetmenlerden oluşan tekil bir olgu değil, aynı zamanda çeşitli bağlam ve durumlarda sinemaya gitmeyi, farklı seyir biçimlerini deneyimlemeyi, film yıldızlarıyla sinema salonu dışında da etkileşmeyi, sinemaya giderken ya da sinemadan dönerken bir şeyler yiyip içmek gibi pratikleri de içeren bir kültürel-toplumsal deneyimdir. TÜBİTAK projesinin bir parçası olarak tasarlanan bu sergi, seyircilerin sinemaya dair pratiklerini, deneyimlerini, duygu coğrafyalarını keşfetmeye çalışıyor. Bu bağlamda sergi, 1960-1980 arası dönemde toplumda sinemanın nasıl algılandığına, sinemanın toplum yaşamındaki yerine, o dönemin sinema salonlarına, film gösterim ve seyir pratiklerinin nasıl biçimlendiğine ve seyirciler tarafından bu pratik ve deneyimlerin nasıl hikâye edildiğine odaklanmaktadır. Yerleşim yeri (kent/ kır), toplumsal cinsiyet (kadın/ erkek), yaş (çocuk/ genç/ yetişkin), sosyo-ekonomik düzey ve çeşitli aidiyetlerin sinemaya gitme pratiğinde nasıl bir rol oynadığı, sinema anılarının belleğe nasıl kaydedildiği ve bellekten nasıl tekrar çağrılarak anlatılaştırıldığı, özetle sinemaya gitmenin kültürel, toplumsal ve duygusal bir tarihçesi üzerine fragmanlar sunuyor.

Sergide, görüşülen katılımcıların sözlü anlatılarından yapılan alıntılar ve yine katılımcıların anlatılarında yer alan sinema salonlarına, film afişlerine, oyuncularına, dönemin süreli yayınlarına, fotoğraflarına ait görseller birlikte harmanlanmıştır. Farklı şehirlerden, toplumsal katmanlardan, yerleşim birimlerinden kadın ve erkeklerin sinema anlatıları, sinemaya gidiş hazırlığından başlayıp, sinema salonundan çıkış süreci ve film sonrası paylaşımları temel alınarak kurgulanan bir video ise, sergi kapsamında gösterime sunulmuştur.

Prof. Dr. Hasan Akbulut

 

Cinema in Memories exhibition was designed, based on the oral history interviews made with the audiences that attended movies in Turkey between the years 1960-1980, within the context of the TUBİTAK Project  Number: 115K269 which goes by the title “Going to Movies as a Cultural and Social Practice: An Oral History Study on Audience Experiences in Turkey”. The exhibition which consists of the memories, narrations and images chosen from the interviews made with one hundred women and men still living in İstanbul, Ankara, Antalya and Kocaeli, who watched movies during the Yeşilçam era, explores the importance of cinema in audiences’ memories.  

Cinema is not just a singular notion consisting of films and directors; more to that it is a sociocultural experience which includes practices such as, going to movies within different contexts, experiencing different watching options, interacting with movie stars also outside the movie theaters and eating and drinking before or after movies. This exhibition designed as a part of the TUBİTAK Project, tries to explore audiences practices concerning cinema, their experiences and their “geography of emotions”. Within this context, the exhibition focuses on, how was cinema perceived between 1960-1980, what was the place of it in society’s lives, that period’s movie theaters, the film viewing practices of the era and how all these practices and experiences were narrated by the audiences. It presents fragments on the notions such as, the effects of place of settlement (urban/rural), gender (female/male), age (child/teen/adult), socioeconomic level and various attachments on going to movies; the recording of cinema into our memories and how it is recalled and become narrations. In other words, notions on cultural, social, and emotional history of going to movies.     

In the exhibition, quotations from participants’ verbal narrations and visuals of movie theatres, movie posters, actors, periodicals and photographs again from participants’ narrations are blended together. A video based on the movie narratives of women and men of different cities, different locations and different statuses, starting from the preparations before going to cinema and continues with the exchange of thoughts after the film was also prepared within the context of the exhibition.  

Prof. Dr. Hasan Akbulut

, , ,

Okul Tıraşı / Buzz Cut

Yönetmen / Director: Ferit Karahan

Senaryo / Screenplay: Ferit Karahan, Gülistan Acet

Yapımcı / Producer: Ferit Karahan

İletişim / Contactkarahan.ferit@gmail.com

Yusuf (14), 90lı yıllarda Bitlis’in ücra bir yatılı okulunda okuyan bir öğrencidir. Türkiye’de yaşanan savaş ve ekonomik sıkıntılar yüzünden babası işsiz kaldığından, okulda yasak olmasına rağmen fotoğrafçılık yapmaktadır. Bir gün bir gurup öğrenci fotoğraf çektirmek isterler. Yusuf gurubun fotoğrafını, tören alanında bulunan ATAM İZİNDEYİZ yazısının önünde çeker. O esnada A har kaybolur. Okul idaresi bunu öğrenir ve bütün sınıfa baskı kurmaya başlarlar. Sınıf da Yusuf’a…

Yusuf (14) is a student receiving education in a boarding school at Bitlis in 90’s. He has to work as a photographer -even though it is prohibited- since his father became unemployed due to the economic distress and the war conditions in Turkey. One day, a group of students want their photograph to be taken. Yusuf takes the photograph of the group in front of the writing “OUR FOUNDING FATHER WE ARE FOLLOWING YOU”. At that instance, the letter O disappears. The school administration learns about it and starts putting pressure on the classroom, so the classroom starts putting pressure on Yusuf…

Ferit Karahan

1983’te Muş’ta doğdu. Marmara Ünv. mezun olduktan sonra reklam ve tanıtım filmleri çekti. 4 yıl sinema filmlerinde yardımcı yönetmen olarak çalıştı. Kısa filmleri “Tufandan Önce” ve “Yusuf’un Rüyası” 50’den fazla festivalde yarışıp ödüller aldı. İlk uzun metraj filmi “Cennetten Kovulmak”  Antalya uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Film” ve Ankara Uluslararsı Film Fest. “Mahmut Tali Öngören özel ödülü’nü aldı. Okul Tıraşı, yönetmenin 2. Uzun metraj film projesidir.

Ferit Karahan was born in Mus in 1983, Turkey. He is Kurdish film director living in Istanbul. His short films Before the Flood and Yusiv’s Dream have been screened at numerous festivals and have won awards and honorable mentions. His feature debut The Fall From Heaven premiered at the Antalya Golden Orange Film Festival and won Best Film. Also won Best first Film Prize at the Ankara Internatioanal Film Festival, and was later screened at more than 15 festivals and won more the 10 awards. Buzz Cut will be Ferit’s second feature film.

, , ,

Körleşme / Going Blind

Yönetmen / Director: Hacı Orman

Senaryo / Screenplay: Hacı Orman

Yapımcı / Producer: Nermin Aytekin

İletişim / Contact: ormanhaci@gmail.com

Kör bir insan, tam otuz dört yıl sonra görmeye başlarsa ne olur? Bu lm, başına böyle bir mucize gelen ve fakat beklenenin aksine hayatı kâbusa dönüşen Sinan’ın (38) hikâyesini anlatmaktadır. Altı yaşından beri kör olan Sinan, yeniden görmek amacıyla ameliyat olur ama ameliyattan sonra görme dünyası ile dokunma dünyası arasında sıkışarak uyum karmaşaları yaşamaya başlar.

What happens if a blind person starts seeing after thirty-four years? This lm tells the story of Sinan (38), who is experiencing such a miracle but unlike expected, living a nightmare because of the event. Sinan, who is blind since he was six undergoes an operation to be able to see again; however, after the operation, he gets stuck between the world of touch- ing and world of seeing, and starts experiencing adaptation problems.

Hacı Orman

Gazetelerde, radyolarda çalıştı. Türkiye’de görme engelliler için yayımlanan ilk sanat dergisi Konuşan Dergi’nin yayın yönetmenliğini yaptı. Nobel ödüllü yazar Harold Pinter’in Dağ Dili oyununun Türkiye prodüksiyonunu gerçekleştirdi. Avrupa Birliği bünyesindeki STK’larda insan hakları ve kültür politikaları alanında eğitim uzmanı olarak çalıştı. Politik nedenlerle iki defa hapis yattı. 2011’den itibaren kurumlardaki bütün idari görevlerinden ayrılarak tamamen sinemayla ilgilenmeye karar verdi ve Zeynep Atakan yönetimindeki YapımLab derslerine devam etti. 2014’de, Alman Papaz Lepsius ile Türk general Enver Paşa arasında geçen tarihi tartışmayı konu edinen kısa film Homo Politicus’u çekti.

He worked at several newspapers and radios. He worked as the editor-in-chief for the “Speaking Magazine”, Turkey’s first art magazine published for the visually-impaired. He took on the Turkish production of Harold Pinter’s stage play Mountain Language. He has worked as education expert on human rights and culture policies at several NGOs within the European Union. He was imprisoned twice on political grounds. In 2011, he decided to lay off all executive duties to take on film only, and participated to YapımLab, managed by Zeynep Atakan. In 2014, he shot the short film Homo Politicus about the historical dialogue between German Pastor Lepsius and Turkish general Enver Pasha.

, , ,

İşte Baş, Gövde ve Kanatlar / Here is the Head, the Body and Here are the Wings

Yönetmen / Director: Elfe Uluç

Senaryo / Screenplay: Elfe Uluç

Yapımcı / Producer: Müjgan Derviş

İletişim / Contactelfeuc@gmail.com

Ziya Bey torunu yaşındaki evlatlığı Melek’le ölene dek hizmetçisi olması karşılığında miras sözüyle evlenmiştir. Melek, Paşazade’nin ölümünü bekleyerek ortayaşa gelmiştir. Cumhuriyet Bayramı günü, Paşazade ölür. Evden kaçıp eğlendikleri bir pikniği, Melek’in yarım kalmış aşkını, Ziya Bey’in Nıvart’a tacizini, yeni baştan yaşarlar. Gerçekte Paşazade öleli bir yıl olmuştur. Melek evi terketmek zorunda olduğu o gün köşkte tek başına hayal görmektedir.

Mr. Ziya married to his foster child Melek, who would be at the age of his grandchildren, under the condition that she has to serve him until his death with the promise of his herit- age. Melek reaches her middle ages while waiting for Pashazade’s death. On the day of Republic Holiday, Pashazade passes away and Melek eats a celebration dinner with Nıvart at the bedside of the deceased. They live again, the moments such as, escaping from the mansion and going for a picnic, Melek’s un nished love story, and Mr. Ziya abusing Zıvart. In reality, a year has passed since Pashazade’s death. Melek was daydreaming in the house, that day alone, on which she has to leave the mansion.

Elfe Uluç

İstanbul’da doğan Elfe Uluç, Sorbonne Üniversitesi’nde sanat tarihi lisansını ve Paris VIII Üniversitesi’nde sinema yüksek lisansını yaptı. Sinema okurken Leos Carax, Roman Polanski, Alain Dahan gibi yönetmenlerin yapım ekiplerinde görev aldı, aynı dönemde sinema yazarı olarak çeşitli dergilerde çalıştı. 2012 yılında travesti bir çöp toplayıcısının şehirli bir çiftin hayatına etkisini konu alan ilk uzun metrajlı “Aziz Ayşe”’yi tamamladı.

Born in Istanbul, Elfe Uluç, achieved her B.A. Degree on Art History from Sorbonne University, and M.A. On Film from Paris VII University. While studying film, she took part in the crews of acclaimed directors like Leos Carax, Roman Polanski, Alain Dahan, and Yavuz Özkan; while at the same time writing film critiques for various magazines. In 2012 she completed her first feature “Saint Ayse” about a transvestite garbage collector and his influence on an urban couple.