Yönetmen Ayçe Kartal: “Animasyon çocuklar için değildir”

30. Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında dün Türkiye Kısa Bağımsız Canlandırma Filmleri Seçkisi gösterildi. Gösterimin ardından Berat İlk’in moderatörlüğünde kısa animasyon dalında Oscar’a aday olan Ayçe Kartal izleyicilerle söyleşi yaptı.

Türkiye Kısa Bağımsız Canlandırma Filmleri Seçkisi dün 30. Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında gösterildi. Gösterimin ardından Berat İlk’in moderatörlüğünde Ayçe Kartal izleyicilerin sorularını yanıtladı.

“Animasyonun en büyük sektörü sinema sektörüdür”

“Kötü Kız” filmiyle kısa animasyon dalında Oscar’a aday olan Ayçe Kartal, animasyonun çocuklara yönelik olduğuna ya da sadece reklamlara özgüymüş gibi bir kanı olduğunu vurgulayarak, “Türkiye’nin çok büyük bir yanlışı bu. Eğitim sektörü de bunu destekliyor. O tarafı var ancak animasyon sinemanın bir dalıdır. Sadece yapım tekniği farklıdır. Türkiye dışında tüm ülkelerde animasyon için en büyük sektör sinema sektörüdür, reklam sektörü değildir” dedi. Kartal, yirmi yıldır “Animasyon çocuklar için değildir” vurgusunu yaptıklarını ancak Türkiye’de bir şeyin değişmediğini söyledi.

Yönetmen Ayçe Kartal

“Geçimimi film festivallerinden sağlıyorum”

Berat İlk’in Ayçe Kartal’a “Reklam sektörüne iş yapmadan geçimini nasıl sağlıyorsun?” sorusu üzerine Kartal, “Üniversite okurken Tan Oral hocamız vardı. Bir gün dedi ki ‘dünyada festivalleri gezerek, bedava yaşayan insanlar var’. O adam şimdi ben oldum” dedi. Geçimini festivallerden kazandığı parayla sağladığını belirtti.

“Oscar adayı ‘Kötü Kız’ çoğu festivalde gösterilmedi”

Oscar’da kısa animasyon dalında aday olan “Kötü Kız” filminin Türkiye’de çoğu festivalde gösterilmediğini belirten Kartal, “Kötü Kız” filminin senaryosunun Türkiye’de yaşanan olaylardan ortaya çıktığını, tecavüze uğrayan küçük bir çocuğun psikolojisini anlamak için çok okuduğunu ve bu süreçte psikiyatristlerle de konuştuğunu söyledi.

Berat İlk, Ayçe Kartal

 

Otuzuncu Yaşa Özel Bölüm: “Yolu Festivalden Geçenler”

Otuzuncu yaşını kutlayan Ankara Uluslararası Film Festivalinde 26 Nisan Cuma günü saat 19.00’da “Yolu Festivalden Geçenler” seçkisi gösterilecek. Gösterimlerin ardından yolu festivalden geçen yönetmenlerle söyleşi yapılacak.

30.Ankara Uluslararası Film Festivali Ankaralı sinemaseverlerin yoğun ilgisiyle devam ediyor. Bugün Ulusal Uzun Film Yarışması gösterimlerinin sona ereceği festivalin kazananları 27 Nisan Cumartesi günü saat 19.30’da Cermodern’de yapılacak kapanış töreniyle açıklanacak. Festivalde otuzuncu yaşa özel olarak 26 Nisan Cuma günü saat 19.00’da “Yolu Festivalden Geçenler” seçkisi gösterilecek.

“Yolu Festivalden Geçenler” Otuzuncu Yaşında da Yalnız Bırakmadı

Bu yıl otuzuncu yaşını kutlayan Ankara Uluslararası Film Festivali, en başından beri genç sinemacıların ve kısa filmcilerin okulu oldu. Festival Cemal Şan, Mustafa Altıoklar, Kudret Sabancı, Reis Çelik, Natali Yeres, Ahmet Uluçay, Yüksel Aksu, İlker Canikligil, Eyüp Boz, Fatih Akın, Ebru Ceylan,  Ozan Açıktan, Uğur İçbak, Özcan Alper, ve daha nice yönetmenin yetişmesine katkı sağladı. Yolu Festival’den geçenler bölümünde Natali Yeres’in Aynalar Suiti filmi, Hüseyin Karabey’in Dialog filmi, Ebru Ceylan’ın Kıyıda filmi, Mehmet Bahadır Er’in GoyGoy filmi ve Yüksel Aksu’nun Zamanın Labirentinde Karşılaşma filmi gösterilecek. Ayrıca gösterimlerin ardından Ebru Ceylan, Natali Yeres, Yüksel Aksu, Hüseyin Karabey’in katılımıyla söyleşiler yapılacak.

“Nazım’ın Kanatları” Türkiye Galasını Yaptı

30. Ankara Uluslararası Film Festivalinde Nebil Özgentürk’ün yönetmenliğini yaptığı Nazım’ın Kanatları belgeseli Türkiye galasını yaptı.

Nebil Özgentürk’ün yönetmenliğini yaptığı Nazım’ın Kanatları belgeseli 30. Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında dün Büyülü Fener Kızılay sinemasında Türkiye galasını yaptı. Nebil Özgentürk’ün 1001’inci belgeselinin galasına pek çok sinemaseverin yanı sıra Zülfü Livaneli katıldı. İzleyicilerin yoğun ilgisi üzerine festival kapsamında dün üç seansta gösterilen belgesel sonunda, yönetmen Nebil Özgentürk ve belgeselde emeği geçen Arif Keskiner, Sevgi Divitçioğlu, Melih Güneş söyleşiye katıldı.

Melih Güneş , Sevgi Divitçioğlu, Arif Keskiner, Nebil Özgentürk

Nâzım Hikmet ve arkadaşı Ramiz Demirkuşak’ın dostluğu anlatılıyor

Nâzım Hikmet ve arkadaşı Ramiz Demirkuşak arasındaki dayanışmayı anlatan belgesel, yapımcı Arif Keskiner’in ‘Yaşar Kemal’li Anılar’ kitabından yola çıkıyor. Kitapta mimar Sevgi Divitçioğlu, kayıp amcasından söz ediyor, Nâzım’ın yakınlarıyla da ahbap olan Melih Güneş’in dikkatini çekiyor. Araştırmalar sonucu, Sevgi Divitçioğlu’nun kitapta ‘kayıp’ diye bahsettiği amcası Ramiz Demirkuşak’ın öz torunu olduğu ortaya çıkıyor. Özgentürk, işte bu özgün hikâyeyi belgesel haline getiriyor.

Galada yapılan söyleşide filmin içeriğine dair anlatacak bir şeyin olmadığını belirten Özgentürk, “Sadece duygular iletmeyi istiyorum. Asıl kahramanlar burada. Arif Keskiner, Sevgi Divitçioğlu, Melih Güneş” dedi.

“Egemenlik artık biz de biliyorsunuz”

Söyleşi de Nebil Özgentürk’ün Zülfü Livaneli’ye belgeselle ilgili düşüncelerini sorması üzerine Livaneli, “Çok beğendim. Çok güzel bir film çıkmış ortaya” dedi. İzleyicilerin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayan Livaneli, “Egemenlik artık biz de biliyorsunuz” sözlerinin ardından yoğun alkış aldı. Ankara Film Festivalini başarılarından dolayı kutlayan Livaneli, “Ankara, film ve festival kelimelerini bir araya koyarsanız. Ankara zaten çeşitli gizli ve karanlık filmlerin çevrildiği bir şehirdir. Karanlık filmlerden daha beter bir yerdir. Böyle bir ortamda Ankara’da Ankara Film Festivali ve diğer festivaller şehrin onurunu kurtarıyor” dedi.

Ramiz Demirkuşak’ın öz torunu Sevgi Divitçioğlu duygusal bir konuşma yaptı ve şunları söyledi: “Ölümle tehdit edildiler ve o yüzden gittiler. Nazım çok mutluydu Türkiye’de. Çocuğu olmuştu, çok sevdiği bir karısı vardı. Bir gece bastılar, ölüme götürmek için” dedi. Sabahattin Ali’nin de Nazım Hikmet’le aynı kaderi paylaştığını dile getirdi.

“Türk vatandaşı olmak istiyorum”

Yapımcı Arif Keskiner, 1977 yılında Moskova Film Festivaline gittiğinde, Nazım Hikmet’in eşi Vera’ya uğradığını ve orada Nazım takvimi üzerine yazılar yazdıklarını, imzalar attıklarını söyledi. Yıllar sonra Melih Güneş bu takvimi bulup Arif Keskiner’e getirdikten sonra kitap yazma fikrinin ortaya çıktığını ve “Nazım’ın Evinde Vera’nın Sofrasında” kitabını yazdığını dile getirdi.

Nâzım’ın yakınlarıyla ahbap olan Melih Güneş, söyleşi sırasında Ramiz Demirkuşak’ın Sibirya’da yaşayan torunu Ramiz Olegoviç’i aradı. Rusça konuşan, Ramiz Olegoviç, emeği geçen herkese Nazım’la dedesi arasındaki ilişkinin izlerine ulaşmasına yardımcı oldukları için teşekkürlerini ileterek “Türk vatandaşı olmak istiyorum” dedi.

Söyleşi sonunda Nebil Özgentürk, Arif Keskiner ve Melih Güneş kitaplarını imzaladı.

,

Ara Güler’in fotoğraflarıyla Zülfü Livaneli’yi etkileyen yazarlar sergisi açıldı

30. Uluslararası Ankara Film Festivali kapsamında dün Çankaya Belediyesi Zülfü Livaneli Kültür Merkezi’nde Zülfü Livaneli, Nebil Özgentürk ve Alper Taşdelen’in katılımıyla “Ara Güler’in Objektifinden Zülfü Livaneli’yi Yetiştiren ve Üzerinde Etkisi Olan Yazarlar” fotoğraf sergisi açıldı.

Dünya açılışı St. Petersburg’ta yapılan “Ara Güler’in Objektifinden Zülfü Livaneli’yi Yetiştiren ve Üzerinde Etkisi Olan Yazarlar” sergisi 30. Uluslararası Ankara Film Festivali kapsamında dün Zülfü Livaneli, Nebil Özgentürk ve Alper Taşdelen’in katılımıyla Çankaya Belediyesi Zülfü Livaneli Kültür Merkezi’nde açıldı. Açılışta konuşan Zülfü Livaneli, çocukluğunun Ankara’da geçtiğini belirterek o zamanlar kendi adında bir kültür merkezi açılması hayalinin çok uzak geldiğini belirterek şunları söyledi: “Alper Taşdelen kardeşim güzel bir kültür merkezi açtı. Açılışını beraber yaptık. Burası çok etkili bir yer haline gelmiş. Güzel sergiler oluyor, danslar yapılıyor, müzik çalınıyor. Ankara’nın en aktif kültür merkezlerinden birisi. Bu kültür merkezlerinde yetişen insanlar buraları kullanan insanlar Türkiye’nin itici gücü, aydınlık gücü o bakımdan bu kültür yuvalarını Mustafa Kemal’in Halkevlerinin, Köy Enstitülerinin yani yeni Cumhuriyet insanı yetiştirme çabasının devamı olarak görüyorum” dedi.

“Sergi St. Petersburg’ta çok ilgi gördü”

Sergi fikrinin Nebil Özgentürk’ten çıktığını dile getiren Livaneli, “St. Petersburg’ta bir kültür merkezi açıldı benim adıma. Orada bir kültür merkezi açılacağını da düşünmezdim doğrusu. Rusya’da kitaplarım çok seviliyor. Belki ondandır. Bir kültür festivali vardı ‘St. Petersburg Kültür Forumu’ oradan da bir teklif geldi sergi yapmak istiyoruz diye. Bu sergi ne olabilir diye düşündüm, o sırada Nebil’e sordum. O hemen tabi olmadık şeyleri bir araya getiren zekâsıyla bu fikri buldu. Fikri bulmakla kalmıyor, uygulamasını da yapıyor. Fotoğrafları temin etti, sergi orada açıldı, çokta ilgi gördü” dedi. İlgi gören serginin Ankara Uluslararası Film Festivali sayesinde Ankara’da Zülfü Livaneli Kültür Merkezi’nde açılması fikrinin ortaya çıktığını söyledi.

“Türkiye’de bir zafer kazanıldı”

Türkiye’nin ilginç bir dönemden geçtiğini vurgulayan Livaneli, “Bugün Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun ziyaretinde bulunduk. Dün ona karşı girişilen bu saldırı gerçekten herkesin lanetlemesi gereken bir şey. Kimilerinin yarım ağız kimilerinin yapmadığı bir şey ama bir parti başkanına böyle bir saldırı olamaz. İki sene önce PKK’nın saldırdığı birisine, bu seferde şehit cenazesinde saldırıyorlar. Bu kabul edilemeyecek bir şey” dedi. Türkiye’de bir zafer kazanıldığını ifade eden Livaneli, “Şimdi de bakıyorsunuz tüm büyükşehirler sosyal demokratlar tarafından kazanıldı. Bu müthiş bir başarı ancak bu başarıda şunun etkisini unutmamak lazım. Batıda bilimsel eserlerle değişir toplumlar. Bizde farklıdır şiir ve edebiyatla dönüşür. Nazım Hikmet olmasaydı bizler olmadık, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Fakir Baykurt olmasaydı, bizim büyük yazarlarımız, çizerlerimiz olmasaydı biz olmazdık” dedi.

“Zülfü Livaneli hepimizin”

Nebil Özgentürk, Ankara Uluslararası Film Festivali ekibine ve tüm emeği geçenlere teşekkür ederek, “Bu festivale Zülfü Livaneli’nin hayatına giren ve onu etkileyen yazarlar sergisi çok yakıştı” dedi. Zülfü Livaneli’yle böyle bir proje yapmaktan mutlu olduğunu belirten Özgentürk, “O ‘gökyüzü herkesindir’ demişti, biz de diyoruz ki ‘Zülfü Livaneli hepimizin’” dedi.

Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen emeği geçen herkese teşekkürlerini ileterek “Çok güzel bir sergide bir aradayız. Çok büyük usta Ara Güler’in objektifinden çok büyük ustayı Zülfü Livaneli’yi anlatan bir biyografiyi burada görüyoruz” dedi.

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı Başkanı İrfan Demirkol 30. Ankara Film Festivali kapsamında bu sergiyi gerçekleştirmekten çok mutlu olduklarını belirterek “Bu projeyi Nebil Özgentürk ilettiğinde çok sevindik. Bu fikir Nebil Özgentürk’ün fikriydi. Hayata geçirmekten dolayı mutluyuz” dedi.

Sergi açılışı kokteyl ile sona erdi. Sergi 28 Nisan’a kadar ziyaret edilebilecek.

 

 

Tolga Karaçelik’e Ankara Uluslararası Film Festivalinde sürpriz doğum günü

Ankara Uluslararası Film Festivalinde bugün Ulusal Uzun Film Yarışmasının ilk gösterimi Güven filmi öncesi Ulusal Uzun Film Yarışması başkanı yönetmen Tolga Karaçelik‘in doğum günü kutlandı.

30.Ankara Uluslararası Film Festivalinde bugün Ulusal Uzun Film Yarışması film gösterimleri başladı. Seçici kurul üyeleri yönetmen Tolga Karaçelik, fotoğraf sanatçısı ve senarist Ebru Ceylan, oyuncu Tolga Tekin, oyuncu Tülin Özen, gazeteci ve yayıncı Cem Erciyes yarışmanın ilk gösterimi olan Güven filmini izlemeye 14.00’te Büyülü Fener Kızılay sinemasına geldiler. Film gösterimi öncesi festival ekibi 38’inci yaşına giren Tolga Karaçelik‘in doğum gününü kutladı. İzleyicilerden yoğun alkış ve tebrik alan Karaçelik, “Şaşkınım, herkese çok teşekkürler” dedi.

,

Ulusal Uzun Proje Geliştirme Desteği Yarışmasında Kazanan Belli Oldu

Ankara Uluslararası Film Festivalinin her yıl düzenlediği Ulusal Uzun Proje Geliştirme Desteği Yarışması dün yapıldı. Kazanan projeye 30.000 TL maddi destek verilecek.

30. Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında dün Ulusal Uzun Proje Geliştirme Desteği Yarışmasına katılanlarla Holiday Inn otelde gün boyu mülakat yapıldı. Yapımcı Armağan Lale, yapımcı Ali Bayraktar ve yönetmen, yapımcı Sevinç Baloğlu’ndan oluşan seçici kurul sona kalan on projeyi değerlendirdi. Büyülü Fener Kızılay sinemasında 19.00’da yapılan kokteyl ile kazanan açıklandı. Orta sınıf ailelerdeki bireylerin yalnızlığını ve bu yalnızlığı aşmadaki evrensel yanlışlıkları sinemaya absürt bir dille aktaran “Karanlıkta Islık Çalanlar” projesiyle Pınar Yorgancıoğlu 30.000 TL’lik ödülü kazandı. Ödül töreni 27 Nisan’da Avrupa Birliği Delegasyonun katılımıyla yapılacak.

Yapımcı Ali Bayraktar, Pınar Yorgancıoğlu, Yapımcı Armağan Lale ve yönetmen, yapımcı Sevinç Baloğlu

 

Oray’ın Yönetmeni Büyükatalay: “Filme sosyolojik ve psikolojik yönden bakılmalı”

Geçtiğimiz Şubat ayında Berlin Film Festivali’nden En İyi İlk Film ödülünü kazanan Oray dün Ankara Uluslararası Film Festivalinin 19.00 seansında gösterildi.

German Films ve Goethe-Institut ortaklığında bu yıl beşincisi düzenlenen Kino 2019-Alman Filmleri kapsamında, geçtiğimiz Şubat ayında Berlin Film Festivali’nden En İyi İlk Film ödülünü kazanan Oray dün Ankara Uluslararası Film Festivalinin 19.00 seansında gösterildi. Uyum sorunları olan ve inanç kriziyle baş etmeye çalışan genç bir adamın hikâyesini anlatan filmin gösteriminin ardından yönetmen Mehmet Akif Büyükatalay ve yapımcı Bastian Klügel’le söyleşi yapıldı.

“Almanlar Müslümanların yaşamlarını bilmiyor”

Yapımcı Bastian Klügel “Sizi Almanya’da yaşayan Müslümanlarla ilgili filmin yapımcısı olmaya yönlendiren neydi?” sorusuna, filmin Almanya için önemli olduğunu belirterek şöyle cevap verdi: “Almanya’da Almanlar orada yaşayan Müslümanların yaşadıklarıyla ilgili çok fazla şey bilmiyorlar. Çok fazla ön yargılar var. İslamofobi var. Müslüman toplumun içinden bakan bir filmin çok önemli olacağını düşündüm”.

Fügen Uğur, Bastian Klügel, Mehmet Akif Büyükatalay ve Engin Ertan

“Tek İslam yok”

Bir seyircinin Yönetmen Mehmet Akif Büyükatalay’a filmde vermek istediği mesajı sorması üzerine Büyükatalay, “Filmde benim mesajım önemli değil, ben hiçbir yöne çekilmek istemiyorum. Filme daha çok sosyolojik ve psikolojik yönden bakılmalı. Bu noktada filmin yorumu size bağlı” dedi.

Seyircinin filmden bir örnekle İslami anlayışıyla ilgili sorusuna Büyükatalay, “Tek İslam yok. Almanya’da benim doğup büyüdüğüm şehirde bile yedi, sekiz tane cemaat var. Almanya’da yaşanan İslam’la, Endonezya, ABD’de yaşanan İslam bambaşka. O yüzden bambaşka fetvalar oluşuyor” dedi.

 

,

“Kapı” Filminin Özel Gösterimi Yapıldı

Ankara Uluslararası Film Festivali katkılarıyla, Aziz Nesin Emek Ödülü sahibi Kadir İnanır’ın son filmi Kapı için dün Büyülü Fener Kızılay sinemasında 15.30’da özel gösterim yapıldı.

30. Ankara Uluslararası Film Festivali katkılarıyla, Aziz Nesin Emek Ödülü sahibi Kadir İnanır’ın son filmi Kapı için dün Büyülü Fener Kızılay sinemasında 15.30’da özel gösterim yapıldı. Sinemaseverlerin yoğun ilgi gösterdiği özel gösterime Kadir İnanır, film oyuncusu Aybüke Pusat ve TBMM Başkanvekili Levent Gök, Milletvekili Mithat Sancar katıldı.

“Ankara izleyicisi farklı ve niş”

Gösterim sonunda Kadir İnanır izleyicileri selamlayarak, fotoğraf çektirdi. Kapı filmi oyuncusu Aybüke Pusat “Tüm izleyiciye teşekkür ederim. Ankara izleyicisinin Türkiye’deki tüm yerlerden farklı ve daha niş olduğunu düşünüyorum. Çok mutluyum burada olduğum için” dedi.

“Hilal-i Ahmer Hanımlar Merkezi” Türkiye Galasını Yaptı

Türk Kızılayı tarafından desteklenen yönetmenliğini Biket İlhan’ın yaptığı Hilal-i Ahmer Hanımlar Merkezi belgeseli Türkiye galasını dün Ankara Uluslararası Film Festivalinde yaptı.

30. Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında Türk Kızılayı tarafından desteklenen yönetmenliğini Biket İlhan’ın yaptığı Osmanlı Devletindeki ilk kadın hareketini konu alan Hilal-i Ahmer Hanımlar Merkezi belgeseli Türkiye galasını dün Ankara Uluslararası Film Festivalinde yaptı. 21.30’da başlayan galaya Ankaralı izleyicilerin ilgisi yoğundu.

Hanımlar Merkezi: Osmanlı Devleti’nde başlamış ilk kadın hareketi

Film gösteriminin ardından yönetmen Armağan Pekkaya’nın moderatörlüğünde, yönetmen Biket İlhan, senaryo yazarı Aydan Gündüz, Funda Özdemiroğlu ve sanat yönetmeni Kübra Erişir izleyicilerle söyleşi yaptı. Biket İlhan, yönetmenlik kariyeri boyunca ilk kez bir belgesel çektiğini belirterek “Böylesi tarihin içinde unutulmuş meseleleri ortaya çıkarmayı seviyorum. Hanımlar Merkezi belgeselini çekmeye karar verdiğimizde Türk Kızılayı Genel Başkanı bile şaşırmıştı” dedi. Hanımlar Merkezinin Osmanlı Devletinde başlamış ilk kadın hareketi olduğunu dile getirdi.

Söyleşi sırasında bir seyirci “Entelektüel hayatın içinde olmama, çok okumama rağmen Osmanlı’da kadınların böyle bir örgütlenme oluşturduklarından haberim yoktu. Aslında Hanımlar Merkezi’nin bu örgütlenmesi o dönem için batı devletleri için bile çok ilerici bir adım. Ortaya çıkardığınız için çok teşekkürler. Gösterimden çok mutlu oldum” dedi.

“Daha uzun ömürlü olmasını diliyorum”

İlhan, söyleşide Ankara Uluslararası Film Festivali hakkında da şunları söyledi: “Başkentimizde böyle önemli bir festivalin yer alıyor olması çok önemli. Festivaller zaten bütün sinemacılar için çok önemli. Buralarda bir araya geliyoruz, buralarda yeni yönetmenler oyuncular çıkıyor. Festivaller çok zorluklarla ilerliyor. Destek gerekiyor. Ankara Uluslararası Film Festivali için 30 yıl az zaman değil. Daha uzun ömürlü olmasını diliyorum” dedi.

Emin Alper: “Palu ailesini korku filmi yapacağım”

Ankara Uluslararası Film Festivalinin ilk gününde Emin Alper’in yönetmenliğini yaptığı Kız Kardeşler filmi yoğun ilgi gördü. Emin Alper ve film ekibi gösterimler sonrası sinemaseverlerin sorularını yanıtladı.

30. Ankara Uluslararası Film Festivalinin ilk gününde Emin Alper’in yönetmenliğini yaptığı Kız Kardeşler filmi Ankaralı sinemaseverler tarafından yoğun ilgi gördü. Sinemaseverlerin yoğun ilgisi üzerine film için ikinci seans açıldı. Emin Alper ve film ekibinden Cemre Ebüzziya, Ece Yüksel ve Kayhan Açıkgöz film gösterimlerinin ardından izleyicilerin sorularını yanıtladı.

“Çocukluğum beslemelerle geçti”

“Film Anadolu romantizmini yıkmaya mı çalışıyor mu?” sorusuna filmi bu amaçla yapmadığını belirterek cevap veren Alper şunları söyledi:  “Bazı eleştirmen arkadaşlar bunu çok öne çıkardılar ve filmin taşra filmleriyle dalga geçen bir noktada olduğunu söylediler. O kadar değil. Öyle bir niyetim yok. Ancak bu film diğer taşra filmlerinden biraz farklı oldu galiba” dedi. Alper, “Filmin hikâyesiyle kişisel bir bağınız var mı?” sorusuna kişisel bir bağı olduğunu vurgulayarak “Bu soruyu Berlin’de de çok sordular. Benim çocukluğum beslemelerle geçti. O dönemde her hali vakti yerinde ailenin evinde olurdu. Hep çok acıklı ve hüzünlü bulduğum pozisyondu, anlatmak bu filmde nasip oldu” dedi.

Akrebin anlamı

Seyircinin “Bir korku filmi çekseniz ne kadar güzel olurdu” sözlerine ise Alper, “Bir projem var. Palu ailesini korku filmi yapacağım” dedi. Seyirciler özellikle filmde geçen akrebin özel bir anlamı olup olmadığı üzerine çeşitli sorular sordular. Emin Alper “Akrebin özel bir anlamı yok. Akrep kırsal kesimlerin en çok korktuğu hayvandır. Köydeki yaşamın zorluğunu ve korku dolu oluşunu hatırlatan bir imge” dedi. Söyleşilerin ardından Emin Alper ve film ekibinden Cemre Ebüzziya, Ece Yüksel ve Kayhan Açıkgöz Ankaralı sinemaseverlerle sohbet etti.