, , ,

Kıpkısa Filmler / Short Short Films

“Kıpkısa film” kısa filmin bir alt türü, 1-2 dakikalık uzunluktaki filmlere verilen bir ad. Genelde aslında kısa öykü literatüründen apartılmış kavramlar kullanılıyor bu türü tanımlanırken; anlık film, kıpkısa, küçerek, minik, sımsıkı, mesel film, çok kısa film, minimal film, minyatür film. Bir tür imaj tasarrufu olarak ortaya çıkıyor. 1920’lerin Hans Richter, Laszlo Moholy-Nagy gibi Avangard sinemacıları soyut, ritmik imaj üretiminde kıpkısalık formunu bir strateji olarak kullandılar. Jean Epstein’ın Saf sineması, sinemanın ilk yıllarındaki tiyatrosuz, hikayesiz kısa anlatıya geri dönmeyi öneriyordu. Aynı zamanda 1960’ların “az çoktur” mottosunu sanatın çıkış noktası yapan minimalist sanattan etkilenmiş bir tür. Yani az imaj çok katmalıdır, çok anlamlıdır, çağrışıma, anlamlandırmaya daha açıktır aslında diyor. Bir yoksunluk eksiklik değil, çok olanı azla yapmak, saf akla hitap etmek gerekiyor. Kıpkısa film tek bir etkiyi hedefliyor, bir yoğunluk, birden bir aydınlanma rejimini, bir çığlığı, bir duygunun üretimini, azla çoğu harekete geçiriyor. Başı sonu olmayan bir anlatı. Anlatının başı ve sonunun tamamlanmasını alımlayıcıya, izleyiciye bırakıyor. Sanki uzun bir filmden makasla kesilip çıkartılmış. Ortada. Arada. Başlangıçlar ve sonları değil, şu Deleuzecü arada olma hallerini üretiyor. Bir giriş olabilir, ama başlangıç değil. Ne başlangıç, ne de erek veya telos. Bir neticeye bir amaca ulaşmak değil. Başlamak veya gitmek bir şeyin sonuna doğru. Rizom, köksap. Ara-oluş. İntermezzo. Merkezsizlik. Ortada bir son yok. Bir tür imajın sıfırlanması.  Filmin reklam, klip, tanıtım filmi gibi ticari türlerine onların kısa, hızlıca anlatım, çarpıcı imaj üretim rejimlerine, hemen tüketilen fast food anlatılarına yerleşerek eleştirel bir müdahale bulunuyor. Aforizma gibi çalışan bir tarafı da var. Bir tür düşünce fragmanı. Vazetmez, nasihatte bulunmaz, karakter geliştirmez, izleyiciyi bir yere taşımaz, diyalogsuzdur, imajlarla düşünür. Kıssa değildir. Anti-anlatıdır. Deneysel sinema kısalık fikrini tek bir kareye, 1/24 saniyeye kadar geriletmişti. Kurt Kren’in 1983’de yaptığı tek karelik, 1/24 saniyelik “Yok film”i (No Film) mesela. Agamben’in Debord sineması için yazdığı gibi “gösterilemez, ya da dile getirilemez olanın, bir şekilde söylenemezi söylemenin içinde göründüğünü” söylemişti. Benjamin’in dediği gibi her imajın sığınağı olan bu “imajsız”ı görülmeye-bırakan bir imaj. İmajı yok olana kadar geriletmek yani imajsızlık: işte kıpkısalığın, kıpkısa filmin etiği ve siyaseti burada başlar. Büyük sinema yaratıcıları da zaman zaman bu türü ziyaret etmişler. Godard’ın Avrupa’nın ortasında gerçekleşen Saraybosna kıyımı üzerine bir Batı eleştirisi yaptığı tek bir fotoğraftan, fotoğrafın yakın çekimlerini birleştirerek trajedinin bütününe vardığı 1993 tarihli 2 dakikalık filmi “Selam Sana Saraybosna”, Kluge’nin 2006 tarihli ekranlı bölerek buluntu görüntülerle yaptığı 1’er dakikalık 10’nun üzerinde bir dizi eleştitirel karalama filmi ilk aklıma gelenler. Politik eleştiri, buluntu görüntü kullanımı, karalama film stratejileri bu türün imaj rejimini, film yapma pratiğini oluşturuyor. Viennalle, 1995 yılında birazda Godard’ın Saraybosna filminin ilhamıyla her sene bir yaratıcı yönetmen, deneysel filmciye 1’er dakikalık film yapmayı önererek günümüze kadar gelen böyle bir film üretim alanının, biçiminin tekrar harekete geçmesine vesile oluyor. Festivalin tanıtım teaser gibi değil, kendi reklamını, jenerikte logosunu falan kullanmadan, festival fragmanı olarak düşünülmeden yapılan yaratıcı bir girişim bu. Jean-Luc Godard’dan Jonas Mekas’a, Agnes Varda’dan, Chris Marker’a, Ken Jacobs’dan Stan Brakhage önemli film yaratıcılarının ürettiği 1 dakikalık ev filminden, siyasal deneme filmine, minimal çalışmalardan, müzik videosuna, soyut filmden buluntu filme bir çok anlatı rejimini dolaşan kıpkısa, ufuk açıcı sinema fikirleri.

Ege Berensel

 “Short short film” is a subgenre of short film with lengths of 1-2 minutes. Mostly, concepts adapted from short story literature and poems are used when defining this subgenre; flash film, shorty short, tiny, tight, parable, short short, minimal and miniature. Some kind of saving on image. 1920’s avant-garde filmmakers such as Hans Richter, Laszlo Moholy-Nagy, used the short short form as a strategy for rhythmic image production. Jean Epstein’s Cinema Pur, was suggesting returning back to the play-less story-less short narration of the very first years of cinema. At the same time, it is a subgenre inspired by the minimalist art which makes the 1960’s motto “less is more” the origin of art. So it says, less image is multi-layered and has multi-meanings; more open to connotation and explanation in facts. This deficiency is not an insufficiency; one needs to achieve more with less and needs to address to the pure mind. Short short film aims a single effect, it triggers an intensity, a sudden regime of enlightenment, an outcry, generation of an emotion, many with a few. A narrative without a beginning or an end. It leaves the completion of the beginning and the end to the viewers. It seems as if it was cut out from a feature. From its middle. In between. Nor its beginning neither its end; it yields those Deleuzian states of being in between. It can be an introduction, but not a beginning. Neither a beginning nor a goal or a telos. Not reaching a conclusion or a goal. To start or to go towards something’s end. Rhizome, rootstalk. Intermediate. Intermezzo. Decentralization. There is no ending. A kind of image reset. It poses a critical intervention by sitting on the commercial type of films such as adverts, video clips, trailers, on their short, fast-paced, striking image producing regimes and on their quickly consumed fast food narrations. A kind of thought trailer. It does not preach or give advice, it does not develop characters or convey the viewer to anywhere, it has no dialogues, it thinks through images. It is not parable. Anti-narration it is. Experimental cinema downgraded the idea of short to a single frame, which is 1/24th of a second. Kurt Kren’s 1983-made, 1/24 second-long single frame, No Film, for instance. It told “the unshowable or the ineffable can be seen through telling the unspeakable” just like Agamben wrote for Debord’s cinema. As Benjamin said, this image is the haven of every image which lays “the imageless” on our eyes. Downgrading the image until it disappears, i.e. becoming imageless: here is where the ethics and politics of short short film starts. The masters of cinema did also visit this genre from time to time. The first things that come to mind are, Godard’s 1993, 2 minutes long Bridges of Sarajevo, which is a western criticism on the Sarajevo massacre that took place in the middle of Europe, consisting of a single photograph, and the combination of close-ups of that photograph which presents the whole tragedy and Kluge’s 2006 critical scratch film made up of split screen images of more than 10, 1-minute-long found footages. Political criticism, utilisation of found footage and scratch film strategies forms the image system and filmmaking practice of this genre. In 1995, Viennalle, inspired from Godard’s Sarajevo film and offered the chance of making 1 minute films to creative directors and experimental filmmakers each ongoing year, carrying such area of film production to present day and stimulating it. It is not like the promotion teaser of a festival, it is a creative approach, without utilising its own publicity, without placing its logo during credits or without the need of a festival trailer. Short short, 1-minute-long seminal cinema ideas, including a wide range of narrative styles of homemade films, political essay films, minimal works, music clips, abstract films and found footages, made by the prominent film creators such as Jean-Luc Godard, Jonas Mekas, Agnes Varda, Chris Marker, Ken Jacobs and Stan Brakhage.

Ege Berensel

PAYLAŞ | SHARE :Share on Facebook0Tweet about this on Twitter0Share on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someone
FRAGMAN :

GERİ DÖN / RETURN BACK